Gözlerim dalmış, kahve makinesinden damlayan son damlaları izliyordum. Simsiyah sıvı bardağa düştükçe yüzeyinde minik dalgalanmalar oluyordu. Evi de mis gibi kahve kokusu sarmıştı. Artık şu makine şarkısını söylese de kahvemi alsam derken kapı çaldı. Kapıyı açmaya gittim. Pasparlak bir takım elbise giymiş tıknaz bir genç oğlan gülümseyerek bana bakıyordu.

"Buyurun?"

"Merhabalar efendim, Rumelihisarı Mahallesi muhtar adaylarından Cem Özkart ben. Söyle broşürümü takdim edeyim. Oylarınızı bekliyoruz hayırlısıyla."

"Oy vermeyi düşünmüyorum ben, teşekkür ederim."

"Aman efendim olur mu öyle şey, demokrasiyi senin gibi abilerimiz ayakta tutacak. Gelebilir miyim, konuşalım?"

Ben adamın suratına kapıyı kapatamadan takımından daha da parlak olan ayakkabılarını çıkarmış ve evime girmişti. Duvardaki tablolara, yarım boyanmış tuvallere bakıp ıslık çaldı.

"Sanatçı bir abimizsin sanırım. Vaay..."

"Ufak tefek çiziktiriyorum, çıkacaktım da ben-"

Sözümü bitirmeme izin vermeden mutfağa daldı. Tam da o sırada kahve makinesi ötmeye başladı. Demlensin de içeyim diye sabırla beklediğim kahvem ile bakıştım. Muhtar adayının elleriyle bakıştım. Kahveme doğru hamle yapıyordu.

"Oo kahve de hazır, sohbete doyum olmaz şimdi. Alıyorum, siz yaparsınız bir tane daha sakıncası yoksa."

Adama baktım. Evdeki son kapsülü kullandığım için kahve kalmamıştı. Öfkeme hâkim olamadım.

"Aa, yeter be! Kimsin kardeşim sen, izin yok istek yok eve dalıyorsun? Muhtar adayıymış! Hadi lan oradan, hödük! Çık git evimden."

"Abi dur özür dilerim kızma ya. İzah edeyim."

"Uza diyorum abicim! Git ya!"

Tezgahtaki oklavayı kapıp çocuğun üstüne yürüdüm.

"Abi aday falan değilim ben. Dur, kızma."

Söylediği şeye o kadar afallamıştım ki ilkin ne dediğini anlamadım. İzah etmesini beklemek için kollarımı kavuşturup bekledim.

"Şimdi abi, şöyle ki... Ali benim adım. Bizim mahallede çok sözüm geçmez, okul falan da okumadım. Anam babam artık iş bul be oğlum diyince, gittim uzak mahallelerde kendimi muhtar adayı diye tanıtmaya başladım. Sağolsun herkes çok iyi davranıyor karnımı doyuruyor, çay ikram ediyor. Bir şekilde günü atlatıp akşam eve dönüyorum. Annem de seviniyor oğlum işe gidiyor çalışıyor diye. Onu üzmeye elim varmıyor. Çok yoğunum diyorum, çalışıyorum diyorum. Mahalleli diyor ki: "Ne yapacaksın muhtar olunca?" Her derdinizi çözerim diyorum. Solcusuna solcu, sağcısına sağcı, ılımlıya ılımlı davranıp bir şekilde yolumu buluyorum."

Çocuğun anlattıklarını ağzım açık dinledim.

"Kerata seni... Kahveni iç, sonra yürü git evimden."

"Tamam abi, bir daha gelmem zaten bu mahalleye. N'olur bir yere şikâyet etme beni."